HANGİ ÇIKIŞ ?


Bu yazıda daha çok bir anlam arayışından söz etmek istiyorum. farkediyorum ki 30-40 senede artan tüketim dalgası, tatmin reseptörlerinin çabuk tükenmesi, insanın şehirlerde süren monoton yaşamı ve buna ek olarak gelecek kaygısı... peki nasıl bu hale geldik, hangi ekonomik sürecin bir parçası  gelişen toplumsal yapıya ortam hazırladı? Tarlarda efendileri için gece gündüz çalışan köleler, beyaz adamın cebini ağırlaştırmaya başladı. Bunu bir fırsat bilen burjuva sınıfıyla birlikte ilk kentsel yaşamlar ve manifaktür: bir piyasa aracı olarak devreye sunuldu. Efendilerin köleleri için sunduğu yemek, barınma, sağlık masraflarının karşılanmasının yerini fransız devriminden bu yana "özgürlüğün" ücrete indirgendiği, kölelerin zincirlerini unutabilmesi adına sözde anayasal bağlarla bağlı oldukları ulusal devletler ve onun tatmin araçları olan milliyetçilik, sınırların, bayrakların ve ulusların kutsanması yer aldı. sözde modern yaşam, sanatın, bilimin, kültürün dışlandığı, popüler aktivitelerin burjuva yaşam tarzlarıyla harmanlanıp kitlelere sunulduğu ve bunların tüm iletişim araçlarıyla haykırıldığı bir zeminde toplandı. Mesela: Golf, tenis oynamak bir burjuva kültürüne dönüşerek, tabanda bulunan işçi sınıfının maddi olarak arzuladığı şenliğe dönüştü, eğitim bir metaya evrilerek tabanın elinden sınıf atlama şansı alındı, bilim: emekçi sınıfın anlamakta zorlandığı bir zeminde toplanarak çeşitli disiplinlere ayrıldı...  Şehirlerin ortasında her gün gördükleri alışveriş merkezleri ve onların tekelci üretimin sahipliğini oluşturan "marka" kültürü neden alışveriş merkezi dikildiğini bile sorgulamayan beyni modayla uyuşturulmuş tüketime endekslenen nesilleri yarattı. Mesela şehirlerin ortasında neden doğayla birlikte oluşturulmuş, kültür ve sanatla harmanlanmış, spor tesisleri, insanların daha fazla sosyalleşebileceği ve kamu eliyle geliştirilebilecek, üniversitelerin bu konular hakkında çalışma yapabildiği sosyal merkezlerinin olmadığını düşündünüz mü ? Neden tüm sahil kıyıları çeşitli mafyaların ellerinde parsellenmiş ? Kırsal yaşam neden hor görülerek "gerçek yaşamın" şehirli yaşam olduğu bas bas bağırılmış.. Belkide mesele sizlere doğal olarak sunulan yapayların artık cehennemin son katından çıkarılıp yeryüzünün cennetine indirilmesidir ? Tüketmek bir ihtiyaç, çalışmak bir kölelik, doğa bir meta, insan hayatının ise yalnızca sayıya indirgendiği bir dünyada yaşamanın anlamını yaratabilmek beynimizin hangi özgür kalan nöronlarıyla mümkün olacaktır ?  Buna ek olarak daha da sosyolojik bir soru sormak istiyorum: Her şeyin bir fiyatı olabilir ancak anlamın bir fiyatını bulamayacaksınız. Tatil yapmak sizler için bir anlam mı ifade ediyor ? Çeşitli geziler, herhangi bir spor, sanat dalı sizler için bir anlam temsil ediyorsa bunu PARAYLA satın almanız gerekecek. Yani sizler 25-35 sene boyunca hayatınızı kazanmak için çalışıp elinize geçen üç kuruşla sizlere dayatılan anlamlardan sıyrılabilirseniz bir anlama kavuşmuş olacaksınız... konuyu uzatabilirim, binlerce örnekle çeşitlendirip kafanızı karıştırabilirim ancak burada kalmak istiyorum. Çünkü: Devamını sizlerin hayal gücünün yaratacağı toplumsal düzenin ne olduğunu yaratmayı arzuladığınız ütopyayı merak ediyorum. Sizlere tüketmeyi değil, üretmeyi. Anlayıp bitirmeyi değil, sorgulamayı öğütlüyorum.  

Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar