Korkuya Dayanan Ahlak.
Ancak bu tabulardan dışarıya çıkmaya cesaret edebildiklerinde kendilerine soracakları soru şu şekilde pencerelenir: “cezalandırıcı” etkilerden uzakta kalıp kalmadıklarıdır. Baskıdan uzakta olduklarına kesin olarak kendilerini ikna ettiklerinde; “günahlarını” aşmaları, tövbe kapılarının açık olduğu fetvası ile bağışlanacaklarından kesin olarak emin olduklarını düşündükleri anda , kararlarını hiçbir vicdani kanaatin etkileyemeceğinden emin olmaları gerekir.
Çünkü: Bu zamana kadar vicdanlarının, ahlaki basamakların yaratısında değil, korkularının esiri olarak ahlaklı gözükmeye çalışmışlardır . Küçüklüklerinde anne-babasından, belirli bir yaştan sonra öğretmenlerinden, en sonunda kafasına yerleşmiş olan bir tanrı figüründen korkarak erdemlerini korkularının aracı yapmışlardır. Küçüklükten beri inşaa edilmiş olan bu kimlik oluşumu insanın karar verme mekanizmasına dar kalıplar yüklediği gibi toplumsal yaşamında gerçeğe ilahi boyutlar tahsis ettirir. Bu durum kendisi gibi olmayan, düşünmeyen insanlara sürekli bir düşmanlık ile bakacak, fikirlerini mutlak doğru sayarak dikta edecek, aynı zamanda değişimin gerekliliklerine karşı değişmeyen bir direnç gösterecektir.
Bu yetiştirme tarzına maruz kalmış olan insan ne yaparsa yapsın sudan çıkmış balığın halinden farksız olarak ahlaki dogmaların esiri olmuş olacaktır. Onun için yaşamında almış olduğu kararlar korkudan, değişim ise inandırılmış olduğu cehennem ile orantılı oranda zıtlık gösterir.
Bu bireyler çocuklarını da aynı ahlaki zeminde eğiteceklerinden sayısız nesildeki birey aynı duyguları ve erdemleri paylaşarak hem kendisinin hem de toplumun değişimini olanaksız kılacaktır .

.png)
teşekkürler
YanıtlaSil