OKULLARIN YARATTIĞI İNSAN TİPİ ÜZERİNE.

 Hepimiz okullara gittik ya da hala gidiyoruz. Hepimiz orada, aynı aptallaştırmanın, köleleştirmenin ve korku üretmenin mekanizmalarına sistemin kendisine en uygun insan tipi yetiştirmeye yarayan "ıslah evlerine" terk edildik. Okul işyerlerinden önce, aileden sonra kapitalist ideolojiyi toplumun tamamına yayma dürtüsüne sahip olan en geniş ve gelişmiş kamu kurumlarını kapsayan  aslında temel görevi insanları tek tip bir noktada temel ideolojinin eseriymişçesine yaratan birer ideolojik aygıt bütünün ifadesinin kapsayıcı gerçeğidir.

 Kapitalist toplumun okulundan geçen kimse, çoğu durumda belirli kalıplar ile yüzleşmiştir. Bundan dolayı okul, her  devrimci strateji  içinde önemli bir aydınlatma ve ajitasyon alanı olmak, gerici sınıf için ise kendi ideolojisini topluma enjekte etmek zorunluluğudur.  

    İster ilkokul olsun, ister meslek okulu ya da  lise, kapitalist toplumdaki korku üretiminin şimdiye kadar anlatılan faktörlerini, özellikle belirgin biçimler halinde okulda bulmaktayız. Okulun görevinin, "topluma uygun" insanlar yetiştirmek olduğunu düşünürsek,  bunun bir  mucize olmadığı anlaşılır. Kapitalizmde okul belli bir toplumsal misyon üstlenmiştir: Gençliği o biçimde eğitmeli ve ona öyle bir öğretim vermelidir ki, sonradan bu kitle, çatışmalara yol açmadan topluma uygun olsun ve kapitalist için çalışsın. 

Kapitalist topluma uygun olmak demek, zorunlu olarak insan iliş­kilerinin belirli bir sistemine uyum zora ve ya bilinç aşılayarak sağlatmak anlamına gelir.  Yani, insanların birbirine karşı yalıtılmış halde,  korku ve düşmanlık içinde yaşadığı; insanların bir bölümünün diğeri üzerinde,  tarihi bakımdan zorunluluğu çoktan ortadan kalkmış bir egemenlik uyguladığı belli bir sistemi gençliğe enjekte ederek yetiştirmek söz konusudur. İnsanlar genetiklerinin getirdikleri dürtüler sayesinde değil toplumsal eğitim ve irrasyonel beyin yıkamalar sayesinde  rasyonellikten  çıkarak toplumsal hafıza kazanır. Çocuklardan gelen bu saçmalık derecesinde ki süreçler defalarca tekrarlanarak sorgulanamaz bir düzene erişilir. 

Küçükken gitmiş olduğunuz dini kursları bir hatırlayın orada ki süreç her anlatılanı defalarca kez tekrarlayarak işlemez mi ? Tanrının tekliği, dinin şartları , imanın şartları sanki biz doğmadan önce kafamızda var olan kabullerimizdir.

Aynı şekilde okullarda öğretilen destanlar, kahramanlık hikayeleri, çalışma ahlakı, üst kuruma boyun eğmenin tanrısal kattaki mükafatı, karşı cinsle olan yakın münasebetin ahlaksızlığı yüzyıldır aynı düşünen milliyetçi ve şovenist nesiller , sınır komşumuza duyduğumuz düşmanlık ...vb. Okulların iftihar kaynaklarındandır.  Hiçbiri rastgelelik üzerine anlatılmaz, tümü var olan sistem ile içli dışlıdır.

İnsanları, insafsız bir endüstrinin kontrol saatlerine göre ayarlanmış ihtiyaçların esiri yapmak, elbette onların ailede ve okulda iyi hazırlanmaları halinde başarılı olacaktır. Bu hazırlama, her zaman yukarıda yazıldığı gibi, teorik olarak yapılıp, süslenemez.  Her türden okulun yönetmeliğinde, böylesine hazırlıklar biraz gaddarca yapılmaktadır. Yönetmelikler, kışla üslubuyla yazılmış direktifler ve düzenlemelerle doludur: "Yerine getirilmelidir ... herkes mecburdur ...  derhal uyulmalıdır ... terkedilmelidir ... yasaktır ...  düzen ...  temizlik ... selamlamak ...  yazılı bildirmek ... " Bütün sosyal bilgiler kitaplarında, uzun uzun listeler ve  çoğu kez de şu cümleyi  buluyoruz: 

"Ancak boyun  eğmeyi öğrenmiş kişi,  ileride emredebilir!," Emretme ve boyun eğme ilkesi burada,  daha sonra  iş  hayatında  sürtüşmelere yol  açmayacak kadar derin olarak kafalara işlenir. Bunun dışında, yukarıdaki cümlede, şüphesiz bu sözün sahiplerinin bile  fark  etmediği psikolojik bir gerçek saklıdır. Boyun eğmeyi öğrenmiş kimsenin içine, infantil otorite korkusu, zaten iyice sokulmuş demektir.
Ve ancak aslında infantil ve korkak kalmış insan, daha sonra emir vermekten zevk duyacaktır. 



Yorumlar

Popüler Yayınlar